3. YOL MÜMKÜN
- Hasan Bülbül
- 28 Kas 2022
- 5 dakikada okunur
Bize anlatılan koca bir yalan var. “Dünya için iki kurtuluş yol vardır ya Atlantikçi Emperyalist Amerika ya da Avrasyacı sosyalist Rusya. Bu iki çıkış kapısından başka bir yol yoktur” Dünyayı bu iki güce mahkum bırakan sistemin kurucuları üçüncü gücü asla istemediler. Ne zaman üçüncü bir tercih ortaya çıksa hemen bu iki başat güç arasında paylaştırıldılar. Türk devletlerini işgal ederek bölgede kendi merkezini ve çevresini kuran Rus aklı yeni Avrasyacılık düşüncesi ile yeniden imparatorluk kurma çabasındadır. Sovyetlerin Birliğinin dağılışı üzerine kurulan Rusya Federasyonu, selefi SSCB’nin soğuk savaş döneminde elde ettiği bölgesel ve küresel siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel kazanımlarını, Avrasyacılık söylemi üzerine inşa ederek biçimlendirme gayreti içinde gözükmektedir

Bunun tipik örneği Rusya Federasyonu’nun kendisine alternatif olabilecek enerji projelerini engelleyip bölgesel ve küresel enerji piyasasındaki etkinliğini kurarak eski SSCB alanını nüfuz altında tutmayı başarmış olmasıdır. Sözü edilen siyasal nüfus bağlamında Rusya federasyonu, küresel ve bölgesel çıkarlarını korumak adına birçok uluslararası örgütün kurulmasına öncülük etmiş ya da bunlara üye olmuştur. Bunlardan; Bağımsız Devletler Topluluğu (BDP), Avrasya Ekonomik Topluluğu (AET), Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAO), Şangay İş birliği Örgütü (ŞİÖ) ve AGİT Misk Grubu Rusya federasyonunun üye olduğu örgütle arasında yer almaktadır. Aynı şekilde Rusya Federasyonu İslam Konferansı Örgütü (İKO), Arap Ligi, Orta Doğu dörtlüsü gibi örgütlere de üye olmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda Avrasya coğrafyasında bir birlik olarak ön görülen Avrasyacı yaklaşım, Avrupa ve Asya’nın önemli ekonomi devleri karşısında Sovyetler Birliği gibi yeni bir Rus imparatorluğu kurmayı sağlayacak RUSASYA oluşumu olarak söylenebilir.
Avrasyacı yaklaşımı hem iç hem de dış politik düzlemde değerlendirmek mümkündür. Bu bağlamda bunun dış politik alandaki tipik örneği, 1992-93 yıllarında uluslararası ilişkilerde gelişen ve sübjektif değerlendirme bağ- lamında terörizm, dinsel fanatizm, nükleer silahların yaygınlaşması konusundaki iddialar ve sürdürülen algı operasyonları bağlamında Rusya ve ABD’nin ortak tehdit algılamalarının örtüşmesidir. Yayılmacı bir strateji sürdürmek yerine içerdeki sorunlar yüzünden başta ABD olmak üzere Batı’dan destek aramakla meşgul olan Rusya, Batılı güçler tarafından doksanlı yılların başında bölgesel ve küresel sistemde istikrar unsuru, sorumluluk sahibi ve uluslararası sistemde önemli roller alabilecek bir aktör olarak değerlendirilmiştir. Rusya’nın Yeni Avrasyacılık akımının önemli temsilcilerinden ve önde gelenlerinden olan Dugin, yeni Avrasyacılığı, siyaset bilimi, felsefe, ekonomi, jeopolitik ve stratejik gibi alanlarda ve ülke içi, BDT coğrafyası ve kıtasal düzeyde sistemli bir bakış acısı olarak geliştirmiştir. Avrasyacı yaklaşımın iç politik alanda varlık karakterini ise Rus iç siyasetindeki sorunların daha çok devlet merkezli eğilimlerle çözümlenmek istenmesine, Rusya’nın Balkanlar’da baş gösteren krizlere batıdan farklı bir biçimde bir güvenlik sorunu olarak ele almalarını örnek gösterebiliriz.

Avrasyacı anlayış siyasi partiler bakımından da iç politik alanda önem arz etmektedir. Avrasyacılığı temel ideoloji olarak kabul eden, liderliğini Dugin’in yaptığı Rusya Toplumsal Siyasî Hareketinin Avrasya yelpazesinde yer aldığını belirtmek gerekir. Ayrıca bu anlayışın izleri hem Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nde hem de Rusya Liberal Demokrat Partisi’nde görülür. Yeni Avrasyacılığı destekleyen siyasi seçkinler arasında Rusya Devlet Başkanı Putin’i ve Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’i zikredebiliriz. Avrasyacı yaklaşıma göre Rusya ne doğu ne de batıdır; Rusya jeopolitik anlamda kendi basına bir mihver, etnokültürel açıdan da kendine özgü bir medeniyettir. Rus etnisitesini Avrasyacı potanın içinde eritmeye çalışan Dugin, Rus jeopolitiği ve kimliğini Avrasyacı düşünce üzerine inşa etmektedir. Yeni Avrasyacılık, postmodernizmi Rus milli ruhu içerisinde eritme önkoşulunu getirmektedir. Bununla beraber Dugin ırki milliyetçiliğin Rusya’yı parçalayacak temel dinamiklere sahip olduğunu savunmakta ve bu sebeple hem Rusya’daki hem de coğrafi açıdan Asya ve Avrupa’da yasayan halkları tek bir üst kimlik çatısı altında birleştirmeyi savunmaktadır. Pek çok etnisite ve dini kapsayan yapısı nedeniyle Avrasya bölgesi özgün bir karakter sergilemektedir. Bu özellik göz önünde tutulduğunda, Avrasyacılığı geniş kapsamlı bir “medeniyet inşa projesi” olarak ifade etmek mümkündür. Aynı şekilde yeni Avrasyacılarda, dinsel alanda Avrasya’nın ateizm dalgası karşısında tüm dinlerinin korunması gerektiğine inanmaktadırlar.7 Yeni Avrasyacılar, Avrasya bölgesinde Rusya’nın büyük bir güç olma konumunu garanti altına alacak bir Rus Müslüman federasyonu düşüncesini savunmaktadırlar.
Klasik Avrasyacılığın İslam unsuruna vurgu yapmamasına karşın, Yeni Avrasyacılığın bu unsura yer vermesini Rusya’nın etki alanı içerisinde Müslümanlığın ağırlığı olan bir güç olmasına bağlayabiliriz Avrasyacılık hareketini, Rusya, Türk cumhuriyetleri, bölge ülkeleri ve bölge dışı güçlerin yapıları ve beklentileri olmak üzere dört farklı açıdan ele alınabilir Gerek Sovyet coğrafyasında gerekse bugünkü Rusya federasyonunda Türkiye ile ilişkiler hassasiyet gösterilmesi gereken bir durum olarak kabul edilmektedir. Söz konusu yaklaşım içinde gerek Balkanlarda Boşnaklar ve Arnavutlar gerekse Kafkasya’da, Çerkezler ve Çeçenler gibi halkların Türkiye’ye ilgisi önemli ölçüde Türkiye dışındaki Türklerle birlikte değerlendirilmektedir. Klasik Avrasyacılar, Rusya ve Rus toplumunun maddi yaşam koşullarını ve ekonomik sorunlarını sosyalist ve kapitalist düzenden farklı, işlevsel mülkiyet temeline dayanan bir kamu-özel sistemi üzerinden çözümleyebileceklerini düşünmektedirler. Sovyet sonrası Rusya politikacılarının önemli isimlerinden biri olan Dugin, aynı zamanda ‘Avrasya Partisi’nin genel başkanlığını yapmıştır. O, 21.Yüzyıl başında Avrasyacı konsept ile Rusya’nın ekonomik, teknolojik ve siyasi zafiyetini gidermeye bu anlamda Çarlık ve Sovyet dönemi coğrafyasında yeniden Rus nüfuzu kurmanın felsefi altyapısını oluşturmaya çalışmıştır. Dugin, Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleri ile Kafkas cumhuriyetleri konusunda Moskova’nın çıkarları açısından dikkate değer önerilerde bulunmuştur. Yeni Avrasyacı görüşünde derin bir ekonomi–kültür bağlantısı kuran Dugin’e göre bütün bir tarih, “doğal ideokratik 12 siyasi yapıya sahip karasal medeniyetlerle ticari, piyasacı iktisadi düzenin taşıyıcılığını yapan denizci medeniyetler arasındaki mücadelenin tarihidir. Bu noktada “Kara “sal ve “Deniz “li ekonomik ve kültürel yapı karşılaştırması yapan Dugin’in “deniz medeniyetlerinin ve kültürlerinin çoğu zaman piyasa ekonomisine sahip olduklarını ve siyasette liberal/demokratik düzene ağırlık verdiklerini karasal medeniyetlerin ise piyasa-dışı ekonomileri ve sınırlı demokrasiyi veya genellikle toplumun hiyerarşik yapılanmasını tercih ettiklerini belirtmesi oldukça dikkat çekicidir.

Rusya devletinin gelirlerinin büyük ve belirgin bir bölümünü petrol ve doğalgazın satılmasından ve taşınmasından elde edilen gelirler oluşturmaktadır. Bu sebepten dolayı Rusya, Orta Asya ve Kafkaslardaki petrol ve doğalgazın kendi kontrolünde doğu ve batı pazarlarına ulaşmasını istemektedir Bu amaçla, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan ile uzun vadeli anlaşmalar yapma yoluna gitmiş, bu yolla kontrolü elinde tutmayı amaçlamıştır. Sonuç itibariyle Rusya, enerji diplomasisi yolu ile Avrupa, Avrasya bölgesi ve Güney Kafkasya jeopolitiğinde yeni dengeler oluşturma gayreti içerisinde gözükmektedir. Bu kaotik ortamda SSCB ve ardılı Rusya Federasyonu’nun bu teori ile tarihi vizyona kavuşmayı isterken diğer taraftan deniz gücü vasıtası ile dünya hakimiyetini hedefleyen Amerika vardır. Bu iki gücün çatışması tıpkı filler ve çimlerin hikayesine benzer. Fillerin bu tepişmesi diğer güçleri ezmiş, yok etmiş ve sindirilmiştir. Soğuk savaş sürecinde dünyayı kapitalist ve antikomünist olarak iki cepheye bölen bu anlayış diğer devletlerin siyasi, iktisadi ve diğer alanlarda değişim ve çatışma yaşamasına neden olmuştur. Gladio adı verilen yapılar bu süreçte ortaya çıkmıştır. Bizzat CİA tarafından kurulan, desteklenen ve yönlendirilen bu yapı devletlerin işleyişini değiştiren hamleler yapmıştı. Sözde Komünizmle mücadele için kurulan bu örgütler Amerika’nın, devletlerin iç işlerine müdahalesini sağlamakta. Rusya’nın Avrasyacı anlayışı, Atlantikçi fikriyatı gibi gizli örgüt ve yapıları kullanmayı bilmiştir. Özellikle Almanya’da ve Japonya’da kurulan dernek görünümündeki yapılar anti liberalizm düşüncesini yayarken bir Avrasya imparatorluğu kurulması için çalışmalar yürütmektedirler. 3. yol her ne kadar istenmese de aslında kurulacaktır. Bu doğal bir süreçtir. Güç yeni bir gücü ortaya çıkarmaktadır. Bu sentez TDT ile gerçekleşebilir. Gönül coğrafyası ile bu kurumsallaşma süreci yeni ittifakları oluşturacaktır. İkili çıkar sağlayan bu ittifaklar uluslararası her yönden kazanç sağlarken, siyasi ve iktisadi yönden kısıtlanmayacaktır. Yani 3. Yol Türkiye’nin öncülüğünde kurulacak bir blok ile olacaktır. Bu blok Anadolu Bloğu’ dur .
HASAN ZÜLFİKAR BÜLBÜL / TOĞAN ADLI KİTABINDAN



Yorumlar