
Sudan: Sessiz Bir Savaşın Yükselen Yankıları
- Hasan Bülbül
- 2 Kas 2025
- 3 dakikada okunur
---
Giriş: Unutulan Bir Cephe
Dünya kamuoyu Gazze, Ukrayna ve Tayvan gibi gündemlerle meşgulken, Afrika’nın kalbinde bir ülke sessizce çöküyor: Sudan. Nisan 2023’te başlayan iç savaş, artık klasik bir güç mücadelesinden öte, insanî bir felakete dönüşmüş durumda. Sudan ordusu (SAF) ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki çatışma, başkent Hartum’dan Darfur’a kadar uzanan bir yıkım haritası çiziyor. Bu savaş yalnızca silahların değil, açlığın, hastalığın ve etnik bölünmenin savaşı haline geldi.
---
1. Gücün Paylaşılmadığı Ülke
Sudan, 2019’da Ömer el-Beşir’in devrilmesiyle umut dolu bir demokratik geçiş süreci başlatmıştı. Ancak ordu içindeki iki ana güç odağı — General Abdel Fattah al-Burhan komutasındaki Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ve Mohammed Hamdan Dagalo (Hemedti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) — sivil yönetime geçiş konusunda uzlaşamadı.
Birleşme ve komuta zinciri tartışmaları kısa sürede cephe savaşına dönüştü. RSF, özellikle Darfur ve Batı bölgelerinde etnik milislerle ittifak kurarken, ordu kuzey ve doğu illerinde kontrolü korumaya çalıştı. Sudan, aslında kendi içindeki iki ordu tarafından bölündü.
---
2. El Fasher: Darfur’un Yeniden Kanayan Yarası
2025 sonbaharında savaşın en kanlı dönüm noktası yaşandı. RSF güçleri, Batı Darfur’un stratejik merkezi El Fasher’i ele geçirdi. Bu şehir, ordunun bölgedeki son kalesiydi. Ancak kontrolün RSF’ye geçmesi, büyük bir katliam iddiasını beraberinde getirdi.
Birleşmiş Milletler ve Reuters kaynaklarına göre, yüzlerce erkek sivil toplu halde öldürüldü, hastaneler bombalandı ve sağlık personeli infaz edildi. Bu olay, 2000’li yıllardaki Darfur soykırımını hatırlatacak kadar karanlık bir tablo çiziyor. RSF komutanlığı ihlalleri “araştıracağız” dese de, sahadan gelen görüntüler ve tanık ifadeleri yeni bir “etnik temizlik” tehlikesini doğrular nitelikte.
---
3. İnsanî Çöküşün Anatomisi
Bugün Sudan’da 12 milyondan fazla kişi yerinden edilmiş durumda. Sağlık sisteminin yüzde 80’i çalışamaz halde, gıda tedarik zincirleri çökmüş ve temiz suya erişim neredeyse imkânsız. UNICEF ve Dünya Gıda Programı verileri, “yaklaşık 20 milyon kişinin açlık sınırında” olduğunu belirtiyor.
Darfur, Mavi Nil ve Kordofan bölgeleri kıtlığın eşiğinde. Kadın ve çocuklar en fazla etkilenen kesim; bazı bölgelerde kız çocuklarının gıda karşılığında evlendirilmesi gibi trajik vakalar bildiriliyor. Bu, yalnızca bir iç savaş değil, bir toplumun sistematik çöküşüdür.
---
4. Uluslararası Sessizlik ve Jeopolitik Körlük
Sudan’daki trajedinin bu denli büyümesinde uluslararası ilgisizliğin payı büyük.
ABD ve AB, Ukrayna’ya; Arap dünyası, Gazze’ye; Afrika Birliği ise kendi iç krizlerine odaklanmış durumda. Bu nedenle Sudan dosyası diplomatik öncelikler listesinin alt sıralarına itildi.
Oysa Sudan, Kızıldeniz’e kıyısı olan, Etiyopya, Mısır ve Çad gibi stratejik ülkelerle çevrili bir coğrafyada yer alıyor. Kızıldeniz üzerindeki ticaret rotaları, Süveyş Kanalı güvenliği ve Afrika’daki Çin etkisi açısından kritik bir noktada bulunuyor.
Bu nedenle Sudan’daki bir istikrarsızlık, sadece yerel değil, küresel enerji ve ticaret güvenliği için de risk anlamına geliyor.
---
5. Bölgesel Güçlerin Sessiz Yarışı
Savaşın perde arkasında, bölgesel bir “vekâlet rekabeti” de var:
Birleşik Arap Emirlikleri’nin RSF’ye silah ve finansal destek sağladığı iddia ediliyor.
Mısır, orduyu (SAF) destekliyor çünkü Hartum’un düşmesi Nil havzası güvenliğini tehdit ediyor.
Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti, sınır geçişlerinden dolayı mülteci akınını kontrol edemiyor.
Bu tablo, Sudan savaşını adeta bir Afrika içi güç satrancı hâline getiriyor.
---
6. Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2000’lerden itibaren Afrika açılım politikasıyla Sudan’da diplomatik, ekonomik ve kültürel varlık göstermeye başlamıştı.
Port Sudan liman projesi, TİKA yardımları ve THY’nin Afrika’daki etkinliği, Türkiye’nin bölgedeki barıştan yana bir çizgi izlemesini sağlıyor.
Ancak mevcut koşullar, Türk yatırımcılar ve diplomatik misyonlar açısından ciddi risk oluşturuyor.
Sudan’daki kaosun Kızıldeniz güvenliği üzerinden Doğu Akdeniz ticaret hattını etkileme potansiyeli, Türkiye açısından da stratejik bir konudur.
---
7. Sudan’ın Geleceği: Çöküş mü, Bölünme mi?
Uzmanlara göre, Sudan’ın geleceğinde üç olasılık öne çıkıyor:
1. Uzun Süreli Düşük Yoğunluklu İç Savaş: Afganistan benzeri bir bölgesel çöküş senaryosu.
2. De facto Bölünme: RSF’nin Darfur’da kendi yönetimini ilan etmesiyle fiilî bölünme.
3. Geçici Ateşkes ve Federal Model: Uluslararası baskı ile sivil geçiş hükümeti.
Ancak mevcut durumda sahada bir galip değil, bir ülke kaybediliyor. Sudan’ın toprak bütünlüğü her geçen gün biraz daha eriyor.
---
Sonuç: Kaybolan Sudan
Sudan bugün, 21. yüzyılın en büyük “görünmeyen felaketi” olarak anılabilir. El Fasher’deki katliam, yalnızca bir şehirdeki trajedi değil; uluslararası toplumun seçici duyarlılığının da bir aynasıdır.
Sudan yanarken, dünya susuyor.
Ama tarih bize gösterdi ki; suskunluk, en az silahlar kadar yıkıcıdır.



Yorumlar